İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın başkan seçildikten sonra sergiledikleri tavrın bir benzeri Türk Siyasi tarihinde bugüne kadar görülmemiştir.
İkisi de seçildikten sonra sanki Belediye Başkanı değil de milletvekili seçilmişler gibi bulundukları şehrin sorunlarına odaklanmak yerine, ulusal konularla uğraşmaya ve hem hırçın hem de ölçüsüz bir dille Cumhurbaşkanı Erdoğan’a saldırarak siyaset yapmayı kendilerine görev edindiler.
Özellikle Ekrem İmamoğlu kendisine iki defa seçilmek nasip olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunu, bir hizmet aracı değil de sıçrama tahtası gibi görerek hem CHP’de huzursuzluklara neden oldu hem de pervasız bir dille Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldı. Bunu siyasi rekabet olarak görenler olabilir. Ancak mantıklı düşünüp son yaşanan gelişmeleri doğru analiz ettiğinizde bunun siyasi bir rekabet olmadığını, 15 Temmuz’da başarılamayan darbenin zamana yayılarak ve demokrasiyi bir araç olarak kullanarak gerçekleştirme çabası olduğunu görebilirsiniz.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üzerinden henüz iki sene gibi bir zaman geçmişken, yasal secim tarihine üç sene varken, tek başına ortaya çıkıp kıvıran dansöz misali, şehir şehir dolaşan, kendisini Cumhurbaşkanı adayı ilan eden Ekrem İmamoğlu, adaylığı resmen belli olmayan, aday olacağı yönünde bir açıklama yapmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meydan okuyor.
Demokrasiden bahseden, Erdoğan’ı yıkarak demokrasi getirmeyi vaadeden İmamoğlu, tepeden inme dayatmacı bir ön seçimle antidemokratik bir şekilde kendisini Cumhurbaşkanı adayı seçtirmek istiyor ve daha yolun başında ne kadar samimiyetsiz olduğunu göstermiş oluyor. CHP’nin basiretsiz Genel Başkanı Özgür Özel de İmamoğlu’nun dümen suyuna girmiş bu oyundaki rolünü oynamak zorunda kalıyor. Yani 15 Temmuz’da başarılamayanı İmamoğlu’nun algı çalışmalarıyla başarmak isteyen güçler, çoktan ele geçirdikleri CHP üzerinden Türkiye’nin kaderi ile oynamaya, Türkiye’yi iktidar ortağı olabilecek gerçek bir muhalefetten yoksun bırakmaya devam ediyorlar.
CHP içindeki birbirini gammazlamalar nedeniyle İmamoğlu’nun maskesi erken düşünce Özgür Özelin sokaklara inin çagrısı ile Gezi benzeri ihanet senaryosu yeniden sergilenmeye çalışılıyor. Demokratik seçimler yerine darbeden medet uman bir geleneğe sahip olan CHP bu haliyle yine şaşırtmadı.
Ancak unuttukları bir şey var; CHP her ne kadar eski köhne zihniyetinde takılı kalsa da Türkiye eski Türkiye değil. Her darbeden önce aynı yalanları üreten, gençler ve kendisini herkesten daha aydın gören kimi üniversite hocaları üzerinden sokak hareketleri planlayan CHP, 27 Mayıs benzeri hazırlıkların artık modasının geçtiğini hala kavrayamadı. Eğer sokaklara inilecekse bu milletin 15 Temmuz’da sokaklara nasıl indiğine tarih şahittir.
“Eğer bin kişi sokağa inse beni protesto etse istifa ederim” diyen Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da, en az yüz bin oyla adaylığı teklif edilebilen ve 27 milyondan fazla vatandaşın oyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı sokağa inen bin, hadi olsun 50 bin marjinal tiplerle indirmeyi hayal ediyor. Daha iki yıl önce seçilmiş ve güven tazelemiş bir Cumhurbaşkanını seçimlerde yenmeyi düşünmek yerine sokaklar karışsa, bir ayaklanma olsa da indirmek düşüncelerine dalıyor. Sokağa inmeyi marjinal tiplerin tekelinde zannediyor. Ya Erdoğan’a oy veren 27 milyon sokağa inerse ne olacağını hiç hesaba katmıyorlar. O halde azınlık çoğunluğa tahakküm edemez. O devirler geçti. Herkes haddini bilmeli, demokratik nizama uymalıdır.
Olmayan, hayali bir seçim üzerinden kendi kendisini başkan adayı olarak ilan eden ve kendisi çalıp kendisi oynayan İmamoğlu karşısında Cumhurbaşkanı seçimleri kaybetmekten korktu, İmamoğlu’nu hapse attırdı diyenlere Allah akıl fikir versin. 2002’den beri sürekli sandığa giden ve her defasında rakiplerini sandığa gömen Erdoğan’ı, hayali bir seçimden korkmakla suçlamak aptallıktan da öte bir durum olsa gerek.
Mutlu Bilge
22.03.2025/İSTANBUL