Marmara semalarında şehitlik nişanesi Çanakkale. Eski çağlarda Hellespontos ve Dardanel olarak anılan Çanakkale MÖ. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini taşımaktadır.  

Çanakkale’nin tarihine, beşeri ve  manevi ruhiyatında gezintiye çıkmadan önce ismine bir kulak kabartalım. 

Çanakkale’nin isminin kökeni yörede çok gelişmiş olan çanak-çömlek zaanatinden geliyor diyende var “şehrin iki simgesi haline gelen kale-i Sultaniye ile çanakçılıklaözdeşleşince de şehir “Çanakkale” olarak adlandırılmaya başlandı” diyende var. 

Çanakkale de şöyle bir tarihi , yöresel lezzet ve oyunlarına doğru küçük bir gezintiye çıkalım. 

Antik çağdan kalan troya kalıntıların oluşturduğu Trioa Antik kentinden adımlamaya  başlayalım çanakkaleyi. Sonra diğer Antik kentlere bir göz kırpalım. Mesela Hamaxıtos, Alexandria Troas, Sankrea, Dardanol Tümülüsü, Abydos, sestos, Gargara ve Lamponia gibi antik kent kalıntılarını bu çağda gibi değil de Antik çağ ruhuyla selamlayalım. Antik çağla tanıştıktan sonra dümenimizi Geliboluya kıralım. Acıyla beraber, direnişin, tarihin yattığı topraklara bir kucak dolusu sevgi ve minnet bırakalım. Yeni fidanlara tanıştıralım dedelerimizi. “dede bak bu senin torunun senin sayende burada diyelim” hüzünlensekte gururlandığımız 33.000 hektarlık bu topraklar 1973 yılında Gelibolu milli parkı ilan edilmiştir. Buradan ayrılırken kulağımıza “Çanakkale türküsü” fısıldanıyor en derinliklerde. Hüznümüzü tazelediğimize göre damaklarımızı, yüreğimizi şen yöresel değerlerle buluşturma zamanı.

Önce bugünü şenlik günü ilan edelim. Sonra kırk pınarda eğlenceler düzenlensin. Erkekler güreşe tutuşsun üzerlerinde kıspetlerle. Bir yandan kızlar bez dokurken bir yandan da kaşık yapsınlar erkekler kadınlar. Erkekler kadınlarla beraber harmandalı oynasın bir taraftan. Sonra arkasından kusköyzeybeği kadınlardan ise evreşe yolları, çan sekmesini izleyelim. Vakit ilerledikçe açıkmışız meğerse. Ne yesek diye düşünürken; Gelibolu dan tuzlanmış ve konserve edilmiş balık yada Assus ve Babakaleden deniz ürünleri yiyelim. Balık istemezse canımız o zaman oğlak kebabı, ülfer pilavı melkiköftesi ve daha niceleri nereye duruyor. Yemeğimizi yedik üzerine Bozcadadan damla sakızlı kahve içelim ya da Gökçeada zeytinlide dibek kahvesi içmeden ve muhallebi yemeden dönmeyelim. Gece ilerlemeden seyirlik oyunlarına da bir göz atalım. Kız kaçırma, dede-nine ve aşuk – maşuk oyunlarından izleyelim. Bir yandan da cengeme, ninnalarsöyleyelim avazımız yettiğince.

Geceyi böyle bitirirken sabaha doğa ve maneviyatla merhaba diyelim. Karaçam, kızılçam, bodur, ardıçı selamlayalım sabah güneşiyle. Ardından ise Bozcadadan kalan kazdağlarına atlı doğa yürüyüşü yapalım. Özlenen tabiatın ardından Gelibolu daki Büyük camiiyi (Süleyman Paşa) sonra AyvacıkdakiHüdavendigar camiiyi ve daha nicelerini ziyaret edip dualarımızla çanakkaleden ayrılma zamanı.

Yolumuzda yüreğimizde çininin picassosu Sıtkı oçarınmemleketi kütahyaya düştü. Dersin, sevincin ve hünerin ateşte açan çiçeklerde can bulduğu Çinilerin sahibi şehir Kütahya. Evliya Çelebinin dünyayı gezerken adımlamaya ilk başladığı şehir. Efsanelerin dolaştığı; dolaştıkça yatan tarih ve evliya Çelebiyle nefes bulduğu şehir. Domaniçte Ilıcaksu’da Osman beyin babaannesi Hayme Ana’nın üstüne salıncak kurup içinde torununu uyuttuğu mızık çamıyla Osmanlı’dan kalan tarihiyle hala ayakta Kütahya.

Bizde ayakta kalmak adına güveçte alabalık ve fırınlanmış tahin helvası yiyelim bir yandan da sarıkız efsanesine kulak kabartalım. Bir tarafdan da sonbahar da rengine doyum olmayan ormanı seyredelim. Sanki bir tablo edasıyla Kütahya müzesinde süzülen orman. İçinde kızarmış gürgen ağaçları, limon sarısı kavak ağaçları ve yaprağını dökmeyen yeşil iğneli çam ağaçları ve daha niceleri bu tabii müzede tüm ihtişamıyla mevcut. 

Bu doğal güzelliğin ardından tavşanlıya uğrayalım. 43 çeşit leblebisiyle Türkiyenin kuruyemiş gözbebeği tavşanlı leblebisi. Peki tavşanlının Safranbolu evlerini andıran sokakları ve muhitine ne demeli?  Buradan da Antik çağın izine düşelim. Çavdarhisarda aizanoi Antik kentine oradan da kocaçaya bir selam verelim. Kocaçaya uğramışken zeustapınağını görmemek büyük haksızlık olur tarihi mitilojisine. Adımlarımızı biraz daha ileriye atalım ve frig vadisine girelim burada ister yürüyelim ister bisiklete binelim aynı Kapadokya daki peri bacaklarına benziyor burası.

Ziyaretimizi şehir merkezinde devam edelim. Şehrin merkezinde Macar adıyla bilinen müzeye dönüştürülen konağı dinleyen bir de biz olalım. Osmanlı Devletine 1849 yılında sığınıp 1851 yılına kadar kalan macarların öyküsünü tanık olalım. Oradanda germiyan sokağına bir nefes de biz olalım. Bu sokakta restore edilen evlerde meşhur tefebaşı ve bindallıları göreceksiniz.

Kütahya dan ayrılmadan yöresel lezzetlerini bir de biz tadalım. Mesela kendine özgü güveç eti, çevirme, oğmaççorbaları nohut böreği ve kulak aşı gibi ne lezzetler...

Gönlümüzde, karnımızda doyduğuna göre şimdi masallar diyarına yolculuk zamanı. 

Nevşehir masalların beşiği tarihe zevcelik etmiş bir medeniyet durağı. Kapadokyanın en güzel sahiplerinden. Kapadokya yıbugünkü sınırlarıyla açıklayalım. Bugünkü Kapadokya bölgesi nevşehir, Aksaray, Niğde, kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya bölgesi ise uçhisar, urgup, avanus, göreme, Derinkuyu, kaymaklı, ıhlara ve çevresinden ibarettir.

Kapadokyanın ismi ise kendisi gibi masal diyarında yazılmış. İsmin üzerine yazarlar içerisinde Kızılırmak nehrinin kollarından kappadoce suyunun adından türeldi diyende var farsçadan geldiğini ileri süredende var. Ya da pers kralı daryüsün 3 dilde kazınmış bir yazısında bölgenin adı “katpakuta” diyende var. Bunun pers dilinde anlamı “güzel atlar diyarı”dır. 

Kapadokya; boz, kireç beyazı, küf yeşili, kiremit kırmızısı, vişneçürüğü, kirli sarısı renk cümbüşüyle nevşehir’ingerdanına konmuş bir incidir adeta. Masal diyarı Kapadokyanın büyüsüne elisee reclusun şu sözü tanımlar” bu heyulai sütunların  binlerle binlerle hep birden, akşamın alacalı zamanlarında uzaktan görünüşleri, sanırsın ki karşısında devler tarafından kurulmuş çadırlardan mürrekepkorkunç bir ordugah var. “

Sanki başka gezegenden olan vadileri, kaya içlerine oyulan evler, kiliseler, manastırlar...

Yer altı şehrileriyle masalına gizemli bir sır katan Kapadokya..

Ya Kozaklı kaplıcaları, ortahisar ve uçhisar kaya oyması kalelerine ne demeli? Manzarasının temaşasına 24 saat bile yetmiyor.

Güzel manzaraların ardından bir yemek molası verip yöresel lezzetlerle başka diyarlara gidelim. Mesela testi kebabı, soğanlama, ayva dolması ya da köftür yemeden gitmeyelim bu lezzet durağından.

Yemeğin ardından halk oyunlarıyla gönlümüzü şen edelim. Ağırlama, hoş bilezik, üç ayak, temurağa oynayalım dostluğumuza dostluk katalım.

Bu masal diyarından ayrılmadan göreme açık hava müzesini, avanss saç müzesine ve zelve açık hava müzesine gidelim ve tarihi temaşa edelim. Veda etmeden hacı Bektaş Veli türbesini ziyaret edelim. Duamızı edelim bu masal diyarına bir dua da biz bırakalım.

Seyrüseferimizin son durağı şehrimize gidelim. Tek bir şehir ama içinde bir çok diyarı barındıran şehir Şanlıurfa.

Camiler diyarı mı desek yoksa peygamberler şehri mi? Ya da Osmanlı dan kalma 11 büyük hanımdan dolayı hanlar kenti mi diye seslensek? Kapalı çarşı açısından Anadolu da önde gelen ili olduğunu öne sürerek çarşıkent mi diyelim? Lezzetlerini hatırlayayıp isot diyarı diye mi ansak acaba? Siz ne derseniz deyin binbir diyarı içinde barındıran Urfa, aç bize kapılarını tüm zenginliklerinle. Önce  ev sahipliği yaptığın peygamberlerine selam ve dua edelim. Kimdi bu kutsal misafirler? Toprağında doğan Hz. İbrahim mi? Seman altında yaşayan Hz Lut mu? Harranda bulunan Hz. Yakup mu? Ya da sende nefes bulan  Hz eyyüp ve hz. Şuayb mı?

Doğunun  batıya bağlandığı diyar Urfa birçok tarihi, ticari ve askeri yolların üzerinde yer almış şehir.

Günü ciğerle bitiren, ciğerle başlayan lezzet diyarı Urfa.

Çağla aşkından, soğan tavasına, isot çömleğinden, saç kavurmasına, erik tavasına kadar bir çok lezzetin ana vatanı Urfa.

Hz İbrahim kıssasıyla balıklıgöle can suyu olan Urfa.

Urfa kalesiyle tarihe dayanak olan şehir. Göbekli tepeyle tarihin akışını değiştiren diyar. Sıra gecelerinde neşeye de hüzne de ev sahipliği yapan şehir.

Gelişmiş ve gelişmekte. Atatürk baraj gönlüyle fapınmerkezlerinden olan şehir Urfa.

Yöresel  girani, düz (düzzo), tek ayak, üç ayak oyunlarıyla halkına ve misafirlerine unutulmaz eğlenceler yaşayan şehir Urfa.

Peygamberleri, tarihi ve berraklıyla Urfa bir Mezopotamya diyarıdır.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1

banner26