Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodomir Zelenski'nin Amerika Birleşik Devletleri'nde gördüğü muamele Sevr Anlaşmasına imza atan Osmanlı Devlet adamlarının durumunu hatırlattı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan mağlup çıkmış Osmanlı Devleti, kendisini Batı'nın büyük güçlerinin inisiyatifine bırakmış, İstanbul ve Anadolu'da çok küçük bir alanda yaşamasına izin verilmesi karşılığında Sevr Anlaşmasına razı olmuştu. Saltanat Şurasında Topçu Feriği Korgeneral Rıza Paşa haricinde Sevr Anlaşmasının imzalanmasını kabul etmişlerdi.

O dönemde Osmanlı Devlet adamları, tıpkı Zelenski'nin ABD'de Trump'tan gördüğü saygısızlığın daha ağrılarına maruz kalmışlardı.. Bilinç altımızda ki Sevr sendromunu açığa çıkaran Zelenski olayı bize Mustafa Kemal Ataturk'ün büyüklüğünü bir kere daha göstermiş oldu. Türk'e dayatma yapılamayacağını, Türk'ün esir edilemeyecegini savaş meydanlarında yedi düvele karşı ispatlamış, en imkansız denilecek durumlarda bile hatta kendi içimizden birilerinin Amerikan Mandasını kabul etmemiz gerektiği yönündeki telkinlerine rağmen muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda bulunduğunu göstererek Türkiye Cumhuriyetini bize miras bırakmıştır.

Zelenski'nin dramatik durumu, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde yaşanan paylaşım mücadelelerinin tekerrüründen ibarettir. Emperyalis bir devlet, değerli yeraltı kaynaklaına sahip bir ülkeye saldırırken, onu koruma adına hareket edenler de bu değerli kaynaklardan kendileri yararlanabilmek adına destek vermekte ancak çıkarları uyuştuğu takdirde düşman gördükleri ülke ile anlaşıp korudukları ülkeyi satabilmektedirler. ABD'nin Ukrayna'ya yaptığı tam da budur. Avrupa ülkeleri henüz bir şey alabilecek konumda değillerse de fırsatını bulduklarında onlar da ABD'nin yaptığını yapacaklardır. Onları asıl frenleyen Rusya korkusu ve Trump yönetimindeki ABD'nin tutarsız politikaları ve kendilerini de tehdit etmesidir.

Son gelişmeler ışığında Dünyanın hızla Üçüncü Dünya Savaşına doğru yol aldığını söyleyebiliriz. Sıkça vurgulanan Uluslararası Hukuk, diplomatik teamüller, Uluslararası Örgütlerin barışı koruyacağı düşünceleri yerle bir olmaya başlamıştır. Bunun yerini kendisini hiç bir ilke ile bağlamayan, elindeki gücü haklılığın ve meşruiyetin yegane kaynağı olarak gören bir çılgın lider ve onu şimdilik izleyen ve yatıştırma politikası sergileyen diğer liderler almıştır.

Putin ve Trump gibi iki revizyonist lider, Soğuk Savaş öncesi kutuplaşmanın tersine kendi aralarında bir paylaşım anlaşması yapmış gibi görünürken, ABD'nin Avrupa ülkelerine karşı vergi arttırımları ve gümrük düzenlemeleri Üçüncü Dünya Savaşı'nın ekonomik gerekçelerini inşa etmektedir. Bu savaşta Avrupa'nın kendisini nasıl ve hangi safta koruyacağı da önemli bir sorudur.

Önceki iki Dünya Savaşı'nda da ABD'nin desteği  ile savaşı kazanan ya da en az zararla savaştan çıkan Avrupa ülkelerinin ABD karşısında birleşmeleri ama savaşa hazırlıklı ve ordusu güçlü yeni bir ülkenin desteğine ve koruyuculuğuna ihtiyacı vardır. Bu ülke Türkiye'den başkası olamaz. Ancak Türkiye bu koruyucu rolünü elbette sadece insani duygularla üstlenmeyecektir. Avrupa'nın şimdiye kadar önüne koyduğu tüm engellemeleri kaldırması ve yeni kazanımlar elde etmesi karşılığında Türkiye'nin şefkatli kollarının altına girebilirler. 

Bu bir hayal değil, mecburiyetten kaynaklanan yeni bir gerçekliktir. Temennimiz elbette Türkiye'nin bir savaşa girmesi degildir. Ancak muhtemel bir savaşın Türkiye'yi etkilememesi ve bu savaştan Türkiye'nin uzak durması günümüz şartlarında pek mümkün görünmemektedir. 

Mutlu Bilge 
01.03.2025 / İSTANBUL

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.