İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya'da Hitler ve İtalya'da Mussolini, sık sık Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan statükonun değişmesi yönünde açıklamalar yapıyorlar ve toprak taleplerinde bulunarak revizyonist bir politika izliyorlardı.
Hitler ve Mussolini'nin agresif siyaseti karşısında diğer Avrupa ülkeleri özellikle İngiltere ve Fransa yatıştırma siyaseti takip ediyorlardı. Hatta Hitler ile Münih'de gerçekleştirdikleri bir toplantının ardından ülkelerine sevinçli bir şekilde dönmüşler, Hitler'in Çekoslavakya'nın Südetler Bölgesini ilhak etmesi ile yetinip savaş açmayacağına inanmışlardı. Ancak sonraki gelişmeler onların dediği gibi olmamış Hitler İkinci Dünya Savaşını başlatarak Dünyayı ateşe vermiş, milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştu. Bu olay siyasi tarihe Münih Analojisi olarak geçmiştir.
İçinde bulunduğumuz şu günlerde neredeyse İkinci Dünya Savaşı öncesine benzer olayları yaşıyoruz. ABD Başkanı Donald Trump, başkan secilmesinin ardından Grönland'a, Kanada'ya ve Gazze'ye göz dikerek, bazen üstü kapalı bazen de açıkça tehditlerle revizyonist bir politika takip etmeye başlamıştır. İşin daha ilginç tarafı, Trupm, kendisinden önceki Başkan Joe Biden'in aksine daha önce Kırım'ı ilhak eden ve ardından Ukrayna'ya savaş açan bir başka revozyonist Rus Lider Putin ile yakınlaşmaya başlamış ve Ukrayna'ya sert söylemlerde bulunmuştur.
Bütün bunlar olurken Avrupa yine İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi bugün de hazırlıksız yakalanmış durumda. Bütün savunmasını ABD''ye ve NATO'ya bırakan Avrupa şimdilerde daha önce Charles De Gaulle'nin bir Avrupa Ordusu kurulma fikrini şimdilerde dinlendirmeye başladı. Zira Trump Avrupa'ya da açıkça meydan okudu.
Trump'un Orta Doğu'daki maşası İsrail ile birlikte dillendirdikleri ''Kiyamet Kopacak'' söylemi, gelişi güzel söylenmiş bir söz değil. Onların inanclarında Tanrıyı Kıyamete Zorlamak diye bir kavram var. Büyük bir savaş çıkararak kıyametin kopacağına ve kendilerine vaadedilen topraklara kavuşacaklarına inanan İsrail ve Trump ikilisinin savaş çıkarması an meselesi.
Bütün bu gelişmelerden Türkiye'nin etkilenmemesi hatta çıkacak bir savaşa girmemesi pek mümkün görünmüyor. Dünyanın merkezinde, kıtaların kesişim noktasında olan Türkiye toprakları tarih boyunca her zaman iştah kabartmistir. Ancak bugün İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Türkiye yok.
Birinci Dünya Savaşı yorgunu genç Türkiye Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı öncesinde varlığını korumak, geçmişin acı tecrübelerinin ışığında savaşlardan uzak durmak istiyordu. O dönemde ülkeyi yöneten İsmet İnönü, her türlü sıkıntıya rağmen Türkiye'yi savaştan uzak tutmayı başarmıştır. Ancak bugün Türkiye muhtemel bir savaşa karşı Dünyanın en hazır ülkelerinden biri.
Bulunduğu coğrafyadan kaynaklı iç ve dış tehditlere karşı sürekli tedbir almak durumunda olan Türkiye geliştirdiği milli silah sanayisi ve ürettiği silah sistemleri ile kendisine karşı yapılacak bütün meydan okumalara cevap verebilecek kabiliyettedir. Bu kabiliyetinden dolayı son günlerde Avrupa ülkelerinde Türkiye'ye karşı pozitif bir yaklaşım göze çarpmaktadır. Zira Avrupa'nın en kalabalık ve güçlü ordularindan biri olan Türk Ordusunun tarihten gelen savaş kabiliyeti onlar tarafından iyi bilinmektedir.
Türkiye Avrupa'nın koruyucusu haline gelirse şaşırmamak gerekir. Tarihsel geçmişimiz bize sığınan ya da yardım isteyen Avrupalı Kralların örnekleriyle dolu. Yeni bir dünya düzeninin kurulması ve bu düzende Türkiye'nin yerini alması çok uzak görünmüyor.
Mutlu Bilge
24.02.2025/İSTANBUL