Kartalkaya'daki 78 can kaybına sebep olan otel yangını ve sonrasındaki uygulamalar gösterdi ki, Türkiye'nin doğal afetler, yangınlar ve iş kazaları gibi vakalar karşısında önleyici müdahale bilinci yok. Hep bir etkinin ardından tepki vermek zorunda kalıyoruz.
Hatırlarsanız 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD'nin uygulamaya koyduğu ve tarihe Bush doktrini olarak geçen ve son dönemde Türkiye'nin de terörle mücadelede uygulamaya koyduğu terörü saldırıya uğramadan kaynağında kurutma stratejisi Önleyici Müdahale Stratejisi olarak adlandırılır. Her ne kadar güvenlik kavramı dar anlamda askeri bir kavram, devletlerin terörle mücadelesini ya.da bekasını tehdit eden unsurlarla ilgili kullanılsa da aslında yeni güvenlik kavramı bundan çok daha geniş anlamda, doğal afetler, bulaşıcı hastalıklar,.yangınlar ve çevre sorunlarıyla.mücadeleyi de içine alan bir kavramdır.
Bu bağlamda Türkiye'nin bu yeni güvenlik kavramını terörle mücadele haricinde içselleştiremediğini görmekteyiz. Hep bir önce etki sonra tepki durumu yaşanıyor. Deprem oluyor, depremle ilgili alınması gereken tedbirler deprem sonrası yaşanan tartişmalarda gündem oluyor. Sıcağı sıcağına bazı uygulamalar yapılıyor. Üzerinden zaman geçince soğumaya bırakılıyor.
Kartalkaya'daki yangın sonrası yaşananlar ise tam anlamıyla tirajikomik. Meğer yangınlara karşı tavırlarımız da tedbirsizligimizi, denetimsizliğimizi gösteriyor. Tıpkı depremlerin ardından yapılanlar gibi yine bir telaş içerisinde sağa sola denetimlere gidiliyor. İyi de şimdiye kadar aklınız neredeydi, bu denetimler böyle bir üzücü olay olmadan yapilamazmiydi?
Bu kadar anlatımdan sonra gelelim asıl ve daha vahim olan meseleye. Kartalkaya Yangınından sonra Bolu Valiliginde, Vali Yardimcılarının başkanlığında denetim komisyonları oluşturuluyor. Bu komisyonların görevi, İl merkezi ve ilçelerde otel ve benzeri konaklama tesislerinin denetimini yapmak. Yapılan iş ve işlemlere ilişkin Bolu Valiligine bilgi verilmesi kararlaştırılıyor. Gereği konusunda dağıtım yerleri olarak Mudurnu Kaymakamlığı, Mudurnu Belediyesi, Bolu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü, gibi kamu kurumlarına gönderiliyor. Ancak burada dikkat çeken bir husus daha var. Aynı yazı bilgilendirme amacıyla Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına da gönderiliyor.
Durum böyle olunca haklı olarak soruyoruz; hayırdır Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı ne alaka? Neden Savcılık bilgilendiriliyor? Bu ülkede demokrasi bitti, sivil idare ortadan kalktı da Jüristokrasi'ye mi geçildi? Yürütülmekte olan bir soruşturmadan değil mülki idarenin rutin görevlerinden biri olan denetimden bahsediyoruz. Adli bir soruşturma olsa bunu zaten savcılık kendisi yapar. Bir başka komik olan şey de yangın denetimini sadece otel ve konaklama işletmelerinde yapmaları. Ne yani market yansaydı sadece marketlere, okul yansaydı sadece okullara mı denetim yapacaktınız?
Bu durumdan şunu anlıyoruz; Denetim görevini vakti zamanında layıkıyla yapmayanlar, Kartalkaya faciasının ardından suçluların telaşı içerisinde alelacele denetim yapıyorlar. Savcılığa bilgi verilmesinden de anlıyoruz ki, yangın öncesinde önleyici müdahaleyi yapmayanlar, bu önleyici müdahale anlayışını kendilerini korumak için kullanıyorlar. Yani savcıya, "Biz denetim yaptık ha, yine yangın olur da üzücü bir durum ortaya çıkarsa biz sorumlu değiliz. Bize dava açma." demek istiyorlar. Bir nevi savcının önünü alıyorlar.
Mutlu Bilge
22.02.2025 / İSTANBUL